KADIN OLMAK

40 yaş civarı kadınlar için ve tabii çevresindekiler için yazılmış bir yazıdır…

Neden mi ihtiyaç duydum? Buyurun…

Geçen gün biz eczacıların meslek odası seçimi vardı. Orada dururken bir konuşmaya şahit oldum. Çok üzüldüm. Rakip liste de ki bir kadın meslektaşın saldırganlığı ve huysuzluğundan bahsediliyordu. Buraya kadar hem fikir idim, yalan yok. Kendisinin yalan dolan iftira ve saldırganlığından ben de sıkılmıştım yine de konuşulması rahatsız etti hele bir de konu ve sebep öyle bir yere bağlandı ki kendimi bu kadını savunurken buldum. Yanımda duran iki erkek meslektaşın arasında gecen konuşma şu idi “ Kocasından ayrılmış, 40’lı yaşlarında ne bekliyorsun ki kadının hayat yok… Bu kadınlar hep böyle…” Hemcinsimi hemen savunup – kendimde hoşlanmamama rağmen- hadlerini bildirdim ama yetmez ki… O acı gerçekle yüzleştim. Bu ülke de zihniyet bu!

O yüzden sayfalarca yazasım geldi… Görmezden gelemiyorum her zaman ki pembe laptop’lu kadın olarak. Toplumca önemli bir kanayan yarayı, ötekileştirilmiş insanları yazmam gerekiyor ve  belki de sizlerin evet sizlerin bu kadınları huysuz ve saldırgan yaptığınızı görmeniz gerekiyor. Biraz da kendimize dönmemiz gerekiyor. Algıları açma zamanı, silkelenme zamanı… Gerçi birileri yazsa ne olacak… Hiçbir şey değişmeyecek ama kusmak lazım, akıtmak lazım… Beyhude bir çaba olabilir – ben de biliyorum- aslında okunmuyor yazılar, uzun bulunuyor, anlamsız bulunuyor vs ama denemekte fayda var, belli mi olur?

Bu kadınları anlamakta, birlikte olmakta, uzaktan seyretmek de çok zordur… Bu toplumda baskı da yediklerinden, cesurca kimse dillendirmez sancılarını…

40 yaşında ki bir kadın kariyerinde her şeyi halletmiştir. İş güç artık düşünmez olmuştur. Farkındalık kanalları açık, her şeyi düz, dümdüz gören ve hassasiyetleri genişlemiş kadın olmuşlardır. Ürkütücü değil mi? Yaşam yolunda ruh arabalarının viteslerini boşa atmış, bir maneviyat ve eğlence üzerine yaşayan kadınlardır, bu kadınlar. Bu yüzden ne söyleseler, ne yapsalar, ne yazsalar şaşkınlık içinde kalır insanlar ve kabullenmekte zor olduğundan genel de “doğru” da olsa söyledikleri, bu kadınlara; “huysuz” , “sinirli” , “atılgan” , “aktif” , “patavatsız” , “ukala”, “deli”, “çılgın” , “saldırgan”, “negatif”, “depresif” , “dertsiz” , “umarsız” vs. gibi sıfatları sıklıkça takar insanlar. Bakın karakter analizi yapılmadan takılır bu insanlara bu isimler. Genelleştirme vardır. Ve konuyu 40 yaslarına , evde kalmışlıklarına, veya boşanmışlıklarına filan bağlarlar. Söz hakkı da burada doğuyor zaten, İsyan da…

Çünkü normal şartlar da dümdüz bir insanın varlığı herkesi rahatsız eder. Bu kadınların kaybedecek bir şeyleri olmadığı için “gerçekleri” acı, tatlı demez konuşurlar, sözlerini esirgemezler… Bir tehdit olarak görülür her sözleri, her davranışları ve çoğu zaman varlıkları… O yüzden ezilmelidirler. Yalan ve iftiralarla itibarları zedelenmelidir ve en önemlisi menfaatinize ters gelecek yerlerden ve çevrelerden uzak tutulmalıdırlar… Yine de dik durmaya çalışırlar ve genelde güçlü bilinirler…

“Güçlü bilinirler” diyorum çünkü bir duvar gibi sağlamlardır. Herkesin akıl danıştığı, dertleştiği ve sırlarının güvende olduğu yerlerdirler. Bu kadınlar, sadece “fikir danışmak, dertleşmek, acılarını paylaşmak, ağlamak ve ihtiyaç halinde” ve enerjilerini kullanmak için aranırlar. Çünkü bu kadınlar kendi hallerinde mutlulardır, hayatları da rahattır, üstelik bir de vericidirler, hırsları da yoktur. Dolayısı ile hem kadın hem erkek çevresinde ki herkes için süper bir basamaktırlar.

Enerjili olduklarından “eğlence” deyince akla gelirler, her şeye koştururlar, her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünürler, tutku ile etrafında-kilerini “mutlu” etmek isterler… Bu yüzden de herkes bu kadınlarla arkadaşlık edip, isimlerini, akıllarını, çevrelerini, etlerini, sütlerini kullanıp, yükselip ya da kendileri çevrelerinde farkına varılana kadar iyi olurlar. Yanlışlıkla bu kadınlar hissettiklerini söylemeye başlayınca da bu kadının uyanmaya başladığını düşünürler ve işleri bitince de yollarına devam ederler, bu kadından vazgeçerler. Her durumda bu insanlara menfaat için koşulur ve her seferinde bu kadınlar sonuca razı olurlar.

Kalabalık yalnızlıklar yaşar bu kadınlar. Koşulsuz paylaşımlar yaptıklarından sevilirler, tüm imkânlarını sonuna kadar herkese karşılıksız açarlar, lakin yalnızlardır. Onların da ihtiyaçları olduğu, sevilmeyi sevdikleri kadar hak ettikleri hep unutulur bu kadınların. Bu kadınlar da özen isterler ilişkilerinde, önemsenmek, duyulmak ve düşünülmek isterler…

Bu kadınlar dertlerini anlatmaya başlasa hemen insanlar kendi kötü hayatlarını anlatmaya başlarlar ve bu kadınlar kendilerini yine “ akıl” verirken bulurlar. Sözün özü bu kadınlar; çıkmaz bir döngü de yaşar. Kendi içlerinde derbeder hayatlarını aslında eksik yaşar ve çığlıklarını duyurmaya çalışsa da duyuramaz.

Kendi dostları, en yakınları bile üzüntülerini anladıklarını söyler, arada “pof pof” lar, teselli edecek iki söz söyler ama ihtiyaçları olmadığında bu kadınların yanında olmazlar, bir dinlemezler. Kendi hayatları o kadar doludur ki ancak boşluk zamanında akıllara gelirler. Bunu söylediklerinde de bu kadınlar “huysuz”, ilan edilirler. Çünkü diğerleri çok meşguldür, çok sorumlulukları vardır, “dolu” bir hayatları vardır, menfaatleri vardır, kendi dostlukları vardır, kendi eşleri, sevgilileri vardır, kendi çocukları vardır. Yanlışlıkla bu kadınlar meşgul olsalar, şikâyet etseler, söylenseler, “değişmiş” ilan edilirler. Bu kadınların bu sorumlulukları olmadığı için her zaman “müsait” olmalılardır ama en yakınları her zaman onların ihtiyacı için meşguldürler. Dedim ya kalabalık içinde yalnız ve ötelenmiştir bu kadınlar.

40 yasında bekâr bir kadın hayatına katacağı bir duygu seli ister. Ruhu açtır ve o bitmez tükenmez “sevilmek” duygusunun eksikliği ile geceleri yatağına ağlayarak girer. Önünde ki yılları planlamakta zorluk çeker, her şey anlamsızlaşmış ve hiç bir şey artık zevk vermemeye başlamıştır. Bu kadınlar hayatı kendi akılları ile kazanmış, gezmiş görmüş, nerede ise her şeyi yaşamış kadınlardır. Tek başlarına yaşamaktan yorulmuşlardır. Yorgundur bu kadınlar. Yorgunlukları ise fiziksel değildir. Yorgunlukları “ sevilme” duygusunun eksikliğidir. Bu kadar güçlü kadınların, içlerinde çok duygusal olup her “ seviyorum” diyene inanmaları, dünyalarını açmaları ve bolca kazık yemeleri de bundandır. Çünkü kendilerini severler, yaşamı severler, yaşamın anahtarını kendilerince bulmuşlardır ve herkesin de tüm bunları başardığını ya da başaracağına inanırlar aksini düşünerek hareket etmezler.

İnsanların yaptığı işler, kazandıkları paralarla ilgilenmez bu kadınlar. İyi bir sohbete, evde eğlenceye, bir kahkahaya, sıcak samimi bir gülümseye, beraber en berbat koşulda tatile bile hasrettir bu kadınlar ve bu yüzden kendilerini itina ile sömüren bir sürü insan geçer hayatlarından. Ve bu insanlar geçtikçe yedikleri kazıklar değil, sömürülen iyi niyet ve gönül gözleri ağlar. Ve içlerine kapanmaya başlar bu kadınlar. Çevrelerinden dışlanırlar, ne söyleseler yanlış anlaşılırlar.

Aslında genel konum ve duruşları yüzünden bu kadınların bu kadar da duygusal olması yanlış anlaşılır. Sürekli “bu kadar güçlü bir kadın nasıl olur da bu kadar duygusal, saf, aptal olabilir ki” dedirtir ve illa ki altında bir şey aranılır. Bu kadınların oysa hırsları ve nefisleri törpülenmiştir. Hele bir de bir hayvan sevgisi ile bezendiler mi, bu kadınlar için artık “koşulsuz verme ve alma” devri başlamıştır.

Bu kadınların ruhu o kadar açtır ki tek istedikleri bir insan olsun onu sevsin, ilgi göstersin, orada olduğunu göstersin, sahiplensin, sınırları olsun ama birbirlerinin hayatlarında olsunlar en yakın kız arkadaş gibi mesela… Bu insanlar hayat arkadaşlığının kavramını bu şekilde yazarlar.

Günümüz de 40 yaş üstü kadınlar özellikle Ortadoğu ya bulaşmış bir tarafınız varsa “işe yaramaz, devrini doldurmuş, sorunlu, uzak durulması gereken” kadın sınıfına sokulduğundan olsa gerek son 5 senedir Türkiye de nefes almaya çalışan bir insan olarak söyleyebileceğim hayat bu insanlar için bir “ kâbus” olur. Kimse bu kadınların değerini anlamaz ve daha oyun dolu, daha oturmamış, daha “heyecanlı” diye adlandırılan insanlarla beraber olurlar. Bu insanlar da çok değerli ve özeldir elbette. Burada anlatılan bu da değil… Lakin 40’ı duyanın uzak durup sadece kullanma ve sömürme amaçlı hayatlarına giriliyor olması da adil değildir elbette.

Benim gibi birçok 40 yaş civarı kadın aynı acılarla her gece yatağa girip sabah ta uyanıyorlar. O kadar programlanmışlar ki burada acılarını, dertlerini, gözyaşlarını göstermemeye ve güçlü durmaya bunları akıtmaktan korkuyorlar. Ben akıttıkça buranın kültürüne ters düştüğü için susmam gerektiği ve bunun “erkekleri” korkutacağı söyleniyor. Pardon da kim cesaretsiz bir yürek arayışında ki… Hayat yolculuğu bir olay, kendi başına cesareti olmayan, sizi ruhen doğurmayacak ve sevmeyecek, saymayacak, sadık olmayacak ve paylaşmayacak en önemlisi bunları anlamayan bir “erkek” e ihtiyacınız yok ki… İhtiyaç da değil bu gerçi hayatın gerçeği, “duygusal döngünüzün tamamlanması “. Bunu anlayan, bilen, olduğunuz gibi kabul eden bir “adam” , kadın erkek fark etmez bir “dost” olmalı hayatınızda.

“Dostların, ailen ve seni seven ve sayan insanlar var. Açta açıkta değilsin, paran var bir mesleğin var” safsataları ile de hayat geçmiyor ne yazık ki. Erkek, kadın ve hatta evcil hayvan fark etmez herkesin sevilmeye, sevmeye, paylaşmaya ihtiyacı var. Belli bir yaşa kadar bunlar yukarıda saydıklarınızla doluyor ama sonra yüzünüzü tokatlamaya başlıyor. Tatil zamanı geliyor tek başınıza seyahat planlamanız gerekiyor, hafta sonu tek başınıza program yapıyorsunuz… Dostlarınızla paylaşım bile yetmiyor çoğu zaman. Örneğin en güzel doğum günü partisini yapsanız bir kaç saat sonra bir bakıyorsunuz, bir yer de oturmuş gizli gizli komik bir gözlük gözünüzde ağlıyorsunuz…

Ve hele 40 yaşında çocuksuz ve bekâr bir kadınsa bahsettiğimiz insan çok, çok iyi anlamanız lazım. “Çılgın, deli, saf, psikolojisi bozuk, mutsuz, zavallı” demeden önce kendinizle yüzleşmeniz ve algılarınızı azcık genişletmeniz lazım… Çocuksuz bir 40 yaş kadınından bahsediyorsak işler biraz daha karışıktır. Bu kadın her pms döneminde hormonları ile boğuşacak, “her ay eyvah yumurtalarım biraz daha azaldı” diye kafası karışacak, “cinnet geçirme” noktasında huysuzlaşacak, durduk yere ağlayacak ve kimse bu hassasiyetinin, alınganlığın, huysuzluğunun sebebini anlamayacaktır. Zaten bu dönemleri başarı ile idare edecek yani bu kadının kötü dönemini de idare edecek adamlardır bu kadının yanında sonsuza kadar kalacak adamlar. Bu adamlar bencilce sözlü saldırıda bulunup, ilişkilerini törpüledikçe de daha hırçın bir kadın ortaya çıkacaktır. Ve sonunda kadın bu hırçınlıkla suçlanıp ya terk edilecektir ya da kadın dayanamayıp terk edecektir.

Bu kadınlarla ilişkiye girmek de yürek ister çünkü bu insanlar bu yaşlarında yakaladıkları bu sevgi şelalesinden bir çocuk, bir bebek, bir meyve de isteyebilirler. Bu adamlar için sorumluluk demek olduğu içinde adamlar kaçarlar oysa bu kadar manevi dünyası doymuş, ön görüsü sağlam ve gelecek kaygısı olmayan bu kadından çocuk sahibi olmak belki de güzel olmaz mıydı? Düşünsenize evinizi çiçeklerle, huzurla, sevgi ile donatacak bir kadın ve bir meyve… Ama erkekler bunu istemezler… Bu kadınları taşımak ağır gelir onlara… Kendi kendilerine özgüven hissi ile dolanır dururlar… Gözleri de açılmaz. Kadın anlatmaya çalıştıkça kaçar bu tipler… Gerçeklerle yüzleşmek işlerine gelmez.

Bu kadınlara “sabırsız” denilir çoğu zaman… Oysa o kadınların geçirmiş oldukları yıllarda ki düşüş kalkışları, dik durmak için çabaları, sabırları hiçe sayılır… Yaşama biran evvel başlama arzuları ve biran evvel ruhsal döngülerine – ruhlarının aktığı- birini alıp katıksız, menfaatsiz bir yaşama merhaba deme arzuları ve iyi niyetleri “sabırsızlıkla” suçlanır…

40 yaşından sonra bir kadının birkaç seçeneği vardır. Olduğu gibi hayatı kabullenip kabuğuna çekilip her şeyi oluruna bırakıp yalnızlaşıp, yalnız hayatını kabullenmek, git-geller yaşayıp, “ötenazi hak olmalı” diye düşünüp durmak. Gidip bir sperm bankasından çocuk yapıp o çocuğa hayatını vermek. Bütün bu süreçleri yazmak, paylaşmak ve her yazma eyleminden sonra hüngür hüngür ağlayıp hayattan kopmamak için anlık yasamaya devam etmek. Hiç sevmeyeceği, hiç sevilmediği bir adamla sömürüldüğünü, kullandığını bile bile yalan bir oyuna devam etmek…

Bu kadınlar zora ki “aykırı” ilan edilirler çünkü toplum onları ret ettikçe saçma sapan gerçeklerle ne yapacaklarını şaşırırlar… Düşünmeden yaşanılan hatalı arkadaşlık, sevgili ilişkileri, yanlış evlilikler, içinden çıkılmaz durumlar hep yalnızlığını bastırma, geçici olsa da sevilme hissini, yaşama ve gerçekleri ötelemekten olur. Anlık mutluluklar için gelecek üzüntülerine razı yaşarlar. Bunu da anlamanız gerekir hatta bu anlayışla onlara yaklaşmanız gerekir…Netice de belki inanması zor ama ayakta duran bu kadınların düştüğü zamanlar ve kaldırmaya ihtiyacı zamanlar oluyor ve onu anlayan insanlar yapmadığında daha da yalnızlaşıyor ve bu iş gerçekten dünya istatistiklerine baktığınızda bu kadınların canına kıyma noktasına kadar götürüyor. Gerçeklerle yüzleşme zamanı!

Neden erkekler, her işini halletmiş sadece ruhunu doyurdukları kadınları istemezler de illa ki kendilerini kahraman hissedecekleri kadınları tercih ederler? Neden erkekler içlerinde sürekli bir “ yetememe “ duygusu ile yaşarlar… Neden erkekler illa ki kendilerini “ispatlayacakları” kadınları seçerler… Neden arabaları, işleri, evleri ile etkileme girişiminde bulunurlar. Neden kendilerinden daha maddi ve/veya manevi zenginliği yüksek kadınları “hor görürler” , istemezler ve ilginç gelmez onlara? Neden erkekler onları oldukları gibi kabul eden ve sadece ruhsallıklarına bakan ve hayatlarını bu erkeğe sevmeye adamış kadınları istemezler? Yoksa bu Ortadoğu kültürünün verdiği sürekli “ kendini ispatla, çabala, paşasın sen, erkeksin sen, güçlüsün sen” zihniyetinin yarattığı eser midir?

Kurallar ve şartlar mı vardır? Erkek kadından büyük olmalıdır, erkek kadından güçlü olmalıdır, erkek kadından daha çok sevmelidir, erkek sağlayıcı olmalıdır, erkek reis olmalıdır, erkek sağlam durmalıdır… Bu mudur gerçekten hayatın özü, ilişkilerin temeli ve duygu geçişinin başlangıç noktası?

Neden bu kadınların kız arkadaşları sürekli bu kadınların hassasiyetlerini hiçe sayıp mükemmel çocuklu ve eşli hayatlarından bahsederler ya da sürekli içinde kaldıkları halde “evliliklerini” kötülerler ve bekâr olmanın keyfinden bahsederler. Neden herkes maskeli ve gerçekleri saklamaktan yanadır… Neden bu insanlara sahip çıkılmaz ve yalnızlaştırılmaya çalışırlar…

Bu yazının ne tarafında ki karaktersiniz bilmiyorum. 40 yaşında ki kadınları hor görüp 25 yaşında kızları isteyen mi? 40 yaşında ki kız arkadaşını sömüren mi? 40 yaşında ki kız arkadaşını yeni terk etmiş mi? “40 yasında kadınla evlenilir mi?” saçmalığının arkasına baskı ile sıkıştırılmış bir adam mı ya da bunları yaşayan bir kadın mı? Ya da 40 yaşında bekâr ve çocuksuz kız arkadaşınız için acılı gözlerle bakan o kadınlardan mısınız bilmiyorum? Bilmem de önemli değil. Size önerim gözlerinizi dünyaya kocaman açıp, algı kanallarınızı törpüleyip, hayatın anlamını vakit geçmeden anlamanız. Her iki durumda da hayat devam edecek ve kimseye de bir şey olmayacak. Olan 40 yaşına gelmiş iyi adam ve iyi kadınlara olacak… Bunun bir mahsuru var mı tabii ki yok… Yaşam ne yazık ki bu saçma ve gerçek zihniyetle devam edecek ve belki birkaç yaşam sona erecek, birkaç kalp kırılacak ve kötü niyetliler kazanmaya devam edecek…

İyisi mi böyle yürekler bulmuşken sahip çıkın, anlamaya çalışın, ön yargılarınızdan kurtulun, toplum şartlandırmalarından uzak durun ve hayata bakış açınızı değiştirin gerçi bir yazı ile olmayacak taraflı yazılmış bulacak ve belki her cümle de durumun böyle olmadığına kendinizi inandıracaksınız lakin bilin ki gerçek bundan ibaret… Son 5 senedir bunu iliğine kadar iyisi ile kötüsü ile yaşamış bir insan olarak paylaşıyorum ve tanıyanlar bilirler iyi analizlemeden gerçekleri kimsenin yüzüne vurmam.

En azından belki de yüzemeyeceğiniz denize girmezsiniz, kalpleri kırmazsınız, bir kadını yarı yolda bırakmazsınız, o kadına “değersiz” , “kullanılmış” hissettirmezsiniz. Belki bu insanların da bir can olduğunu ruhları olduğunu anlayıp siz de özenli davranıp, hassasiyetlerini anlar, anlayarak bu insanları hayatınıza alırsınız ya da en azından söyledikleri iyi veya kötü şeyleri anlamaya çalışırsınız. Bir çırpıda vazgeçmezsiniz… Vazgeçilmiş hissi, yarı yolda bırakılmış hissi kimden gelirse gelsin insanı çok geriye götüren bir histir ve kimse kimseye yaşatmamalıdır.

Bir de unutmayın ki bu insanlarda sıradandır, hata yapma hakları vardır. Belki onlarda bir an için adaletsiz, hırçın ve gerçekten kötü ve yanlış konuşmuşlardır… Yılların ötekileştirdiği ve öz güvensizliği ile hırçınlaşmış olabilirler ama size katlandıkları, alttan aldıkları ve her seferinde affettikleri gibi belki sizin de onları affetmeniz ve alttan almanız gerekebilir. Belki geriye dönüp baktığınızda vazgeçtiğiniz insanlara haksızlık ettiğinizi anlarsınız… Her şey bir farkındalıkla başlar, kutunun içindekini dinlemekle başlar…

Belki de artık hikayesini bilmediğiniz insanlar hakkında atıp tutmaktan, yargılara varmaktan, isimler takmaktan vazgeçersiniz…