Single Blog

Amerika’da Master Yapmak Hayal Değil

Bir okur arkadaşımızın yazdıklarından sonra sizlere biraz doğru informasyon verebilmek için onun yazdıklarından da yola çıkarak size biraz şu burs işinden, şirketlerin eğitimlerinizi ödeme durumlarından bahsetmek istiyorum ki bu durum açıklığa kavuşsun. Ben başka konuları size aktarmaya hazırlarken ki çok önemli bir röpartaj yayınlayacaktım, bir anda vazgeçtim. Bir okur arkadaşımızın yazdıklarından sonra sizlere biraz doğru informasyon verebilmek için onun yazdıklarından da yola çıkarak size biraz şu burs işinden, şirketlerin eğitimlerinizi ödeme durumlarından bahsetmek istiyorum ki bu durum açıklığa kavuşsun.

Şimdi sevgili arkadaşlar, üniversiteden mezun oldunuz diyelim ki direkt İşletme Master’ı yapmak istiyorsunuz. Okuduğunuz üniversitenin yurtdışındaki okullarla bağlantılarına bakabilirsiniz. Eğer önlisans progamındaki ortalamanız yüksek ve belli bir konuda araştırmanız var ise, birçok devlet üniversitesi kısıtlı sayıda öğrenciye yabancı veya değil burs verebiliyor. Bir diğer opsiyon, diyelim ki üniversiteden mezun oldunuz, eğer Türkiye’deki yabancı firmalarda çalışırsanız, bu firmalara Amerika’daki üniversitelerden herhangi bir Master programına kabul edildiğinizi söylerseniz onlar da bu eğitimin masraflarını karşılıyorlar.

Diyelim ki Mühendislik ya da diğer konularda Master yapmak istiyorsunuz, o zaman okulunuza hiç para ödemeden bu programları bitirmeniz mümkün. Bunu tüm arkadaşlarımız yaptılar. Öğrenci vizesi ile yine eğitim programına başlıyorsunuz ve hiç para harcamıyorsunuz. Ayrıca asistanlık maaşı da alabiliyorsunuz.

Bir diğer opsiyon da diyelim ki bir şekilde Amerika’ya geldiniz çalışma vizesi ile, firmanızda çalıştıktan sonra, genelde tüm çalıştığınız firmaların çalışanlarına vermiş olduğu senelik okul ücreti bütçeleri olmakta. Konunuzla ilgili olarak, kariyerinizi geliştirmeye yönelik herhangi bir Master programına kabul edildikten sonra, bu kurumlar her türlü ders ve kitap masraflarınızı seve seve ödüyorlar.

İlla ki aileniz zengin olacak diye katiyen bir zorunluluk yok. Bakın ben de ailemin parası ile MBA yapmaya başladım. Ancak daha sonra okulda dönem içinde bazı şirketler, bazı öğrencilere ders başı burs veriyorlardı. Başvurdum ve bu burstan yararlanmaya hak kazandım. Dönem dönem başvuracağınız bu burslar sayesinde bir çok dersinizi ücretsiz almanız mümkün.

Sakın ha ailemin durumu yok Amerika’ya nasıl gidebilirim diye düşünmeyin. Çok büyük hataya düşmüş olursunuz. Benim birçok arkadaşım kendi çabaları sonucunda bu ülkeye gelip hem Master derecelerini almış hem de çalışma hakkına sahip olmuşlardır. Bu kadar zor değil. Bunu her türlü düz lise, imam hatip lisesi, fen liseleri, anadolu liseleri, kolejlerden mezun olmuş ve yine her türlü üniversite kurumlarından mezun olmuş gençler becerebilirler. MBA yapan her öğrenci çok zengindir, ana baba parası ile okurlar gibi tabirler kusura bakmayın çok yanlış. Yanlış yönlendirme söz konusu. Günümüzde, bir şekilde bu eğitimi almaya yönelik yollar vardır.

Üniversiteden mezun olur olmazdan tutun, çalıştıktan sonraki döneme kadar, bu tür yollar isteyenin önüne sunulmuştur. Evet, okurumuz haklı olabilir, bir çok ailesinin durumu müsait öğrenci gerekli sınavları alıp MBA yapmaya başlamış olabilirler, aileleri bu paraları da ödüyor olabilir ama içlerinde çalışkan, başarılı olanlar içinde birçok dersi bursla okuma, asistanlık yapma, hatta bir dönem vs. burs alabilmek gibi de opsiyonlar vardır. Çok çalışkan, başarılı, sorumlu olurlar ama bu bursları kullanmak istemezler farklı öğrenciler kullansın diye bu da kendi seçimleridir ve aslında takdir edilecek bir harekettir. Ancak bu burslar verilirken kimse sizin gelir durumunuzla ilgilenmez, sadece sorumlu, başarılı, azimli, yararlı olup olmayacağınızla ilgilenir.

Bir başka konuda; bugün dünyanın her yerinde bazı milletlerin kafasında kalıplaşmış diğer ülke insanlarına ait düşünceler vardır. Bunlar tarihle birlikte yerleşmiştir. Almanya gerçeği çok ayrıdır. Almanya’daki Türkler son derece başarılı olduklarını kanıtlamışlardır. Sadece başkalarının yanında çalışmak ile kalmayıp aynı zamanda da kendi işlerini kurup başarılı olmuşlardır. Ancak Avrupa’nın göbeğinde yer edinmiş bu Türk vatandaşlarının kültürel açıdan da Türkler’i temsil ettiğini düşünmeniz gerekir. Başörtüsü takmalarından bahsetmiyorum. Konu asla bu değil, sadece ister köyden gelsin ister kasabadan, ister hayatında, atıyorum, televizyon görmemiş bir insan olsun, bulunduğu çevrenin koşullarına uyarken kendisini de yenilemesi gerekliliğini savunuyorum. Siz bir Türksünüz, bir anda etrafınızı bambaşka bir ülkeye mensup insanlarla görseniz, onların başarılı olup işlerin başlarına geçtiğini görseniz ve günün sonunda bu insanların kurumları altında çalışacağınızı bilseniz, siz de bu insanları daha iyi tanımak isterseniz. Size uymayan yönleri sizleri de rahatsız eder. Size çok ters gelen örf ve adetlerine adaptasyon sorunu çekersiniz ve siz onları tanımak için bir adım giderken, ki zaten kabullenmişsinizdir varlıklarını, mevcut devlet yapısı itibari ile, onların da size bir adım gelmelerini ve sizin kültürünüzle birlikte hep beraber sentez bir kültür beklentisine koyulursunuz. Kimse de sizi yadırgayamaz.

Ve tekrar ediyorum, bugün bir sene boyunca çalışan, düzenli yaşayan her Türk vatandaşı mavi tura da çıkar ki; süper lüks bir seyahat değildir bu, tatil köyüne de gider, normal bir otele de gider. Tekrar ediyorum bu hiç de zor değil. Hele ki Amerika’da yaşıyor, burada çalışıyorsanız bu çok daha kolay hale geliyor. Yine yeniden Amerika’da yaşamanız, burada çalışır hale gelmeniz için de ailenizin varlıklı filan olması gerekmiyor. Kesinlikle bu genelleştirme çok yanlıştır.

Ayrıca söylemeden edemeyeceğim, aile parası ile okul okumak, hayat yaşamak da öğrencilik döneminde suç değildir, yeter ki aldığınız eğitimlerin karşılığı olarak aile şirketlerinizde başarılı olun, elinizdeki diplomalarla başka kurumlarda kendiniz için iş imkanları yaratın. Ailelerin de beklentileri budur… Altın bilezikleri bir bir çocuklarının koluna takıp, onların geleceklerini güven altına almaktır… Ümit ediyorum ki, okurumuzun sınıflandırdığı, “zengin çocukları” bu eğitimleri en iyi şekilde kendi avantajlarına çevirip, bir evvelki konum olan yabancı insanlarla da arkadaşlık kurup Türkiye’yi ve Türk insanını en iyi şekilde yabancı arkadaşlarına tanıtsınlar ve aldıkları bu eğitimler sayesinde aile şirketlerinin gelişimine katkı sağlayıp, dolayısı ile Türkiye’nin gelişimine faydalı olsunlar. En büyük dileğim bu olacaktır.

Bir de mümkünse, yapılan yatırımlardan sonra, kendi okuduğunuz okullardaki Türk beyinleri toplayıp, buradaki standardlara uygun maaşlar ile kendi şirketlerinizde çalışmaya davet edin. Edin ki, beyinler burada kalmasın. Edin ki, iyi yaşam koşullarını ülkelerinde de bulabilsinler ve herkesin şikayet ettiği şu ” Çocuklar gidiyor, dönmüyorlar” sendromu da ortadan kalksın.

Comments (0)

Post a Comment

© Copyright 2021 - Leyla Mine Tandağ